18 Eylül 2012 Salı

EKOLOJİK ZEKÂ NEDİR?

ÇOKLU ZEKÂ KURAMINDA BİR ADIM DAHA: 

EKOLOJİK ZEKÂ

   Giriş Genelde psikoloji dünyası, özelde ise eğitim dünyası Howard Gardner’ın 1983 yılında yazmış olduğu “Frames of Mind: The Theory of Multiple Intelligences” (Zihnin Çerçeveleri: Çoklu Zekâ Kuramı) isimli kitapla derinden sarsılmıştır. Gardner (1993) bu kitabıyla,o zamana dek süre gelen zekâyı iki boyuta indirgeyen ve zekâyı yalnızca kâğıt-kalem testleri ile ölçmeye çalışan anlayışıreddederek, zekâya farklı bir boyut kazandırmıştır (Baş,2010). Gardner ilk önceleri yedi adet zekânın varlığından söz etmiştir.



Bu ilk yedi zekâ alanı şu şekildedir (Gardner, 1993):

(1) Sözel-Dilsel Zekâ,

(2) Mantıksal-Matematiksel Zekâ,

(3)Görsel-Uzamsal Zekâ,

(4) Ritmik-Müziksel Zekâ,

(5) Bedensel-Kinestetik Zekâ,

(6) İçsel-Özedönük Zekâ ve

(7) Sosyal-Bireylerarası Zekâ.



   Daha sonraları Gardner, Checkley’e (1997) vermiş olduğu bir mülakatta sekizinci bir zekâ alanının varlığından bahsederek, sekizinci bir zekâ alanı olarak “doğa-doğacı zekâ” alanını ortaya atmıştır.

   Gardner, hâlen yeni zekâ alanlarının varlığı üzerindeki çalışmalarını sürdürmektedir(Baş, 2009). Gardner, muhtemel yeni zekâ alanlarıolarak; varoluşçu zekâ, ahlaki zekâ, ruhsal zekâ, vb. gibi zekâ alanlarını sıralamaktadır (Gardner, 1999). Elbette, zekâ alanlarının ortaya atılmasında Gardner’ın rolü çok açık vebüyüktür. Ancak, zekâ kuramına tek katkıyı yapan kişi yalnızca Gardner olmamıştır. Özellikle, “Çoklu Zekâ Teorisi”ne ilgi duyan ve bu konuda çalışmalarını sürdüren pek çok isme rastlanmaktadır. Bunlardan, özellikle, Daniel Goleman’ı burada anmak yerinde olacaktır. Zira, kendisi ortaya attığı “duygusal zekâ” (emotional intelligence) kavramıyla dikkatleri üzerinde toplamış ve “duygusal zekânın IQ’dan daha önemli olduğu” görüşü ile ön plana çıkmıştır. Goleman (1995), ortaya attığı “duygusal zekâ”alanı ile zekâya daha farklı bir boyut kazandırarak, Çoklu Zekâ Kuramının, belki de ihmal ettiği, “duygu” (emotion) kavramı üzerine eğilmiş ve duygusalzekânın insanın hayatındaki başarılarda ve başarısızlıklarda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu ortaya koymuştur.


   Goleman (1995), insanın hayatta yalnızca akademik anlamda başarılı olmasının onun gerçek başarısını yansıtmadığını; hayattaki başarısının “insanların kendisini tanımasına”, “empati kurarak,diğer insanları anlamasına” ve “insan ilişkilerinde etkili iletişim becerilerini kullanarak, çatışma çözmeeğilimli” olması gibi bir dizi faktöre bağlı olduğunu ifâde etmiştir.

   Bir başka taraftan, Ian McCallum (2008) yazmış olduğu “Ecological Intelligence: Rediscovering Ourselves in Nature” (Ekolojik Zekâ: Doğada Kendimizi Yeniden Keşfetmek) başlıklı çalışması ile zekâ alanlarına muhtemel bir yenisini daha eklemiştir.Aynı şekilde, “Emotional Intelligence” (Duygusal Zekâ) isimli kitabın yazarı olan Goleman da (2009) daha sonra yazmış olduğu “Ecological Intelligence: How Knowing the Hidden Impacts of What We Buy Can Change Everything” (Ekolojik Zekâ: Satın Aldığımız her şeyin Hayatımızı Nasıl Değiştirebileceğinin Altında Yatan Etmenler) başlıklı kitap ile “çoklu zekâ” alanlarına bir yenisini daha eklemiştir.

   Ekolojik Zekâ ve EğitimMcCallum (2008) ve Goleman (2009) yazmış oldukları çalışmalarda “ekolojik zekâ” kavramı üzerine yoğunlaşmışlar ve insanın “ekolojik olarak zeki” olabileceği hususu üzerinde durmuşlardır. Özellikle son yıllarda küreselleşme ile birlikte anılır olan “küresel iklim değişimi” kavramı ile ekolojik zekânın önemi kuşku götürmez biçimde bir kat daha artmıştır. Gerek McCallum (2008), gerekse de Goleman (2009) ekolojik zekâyı; “ekolojik anlamda dünyada küreselçapta meydana gelen olumsuz doğa değişimlerineduyarlılık ve bunlara reaksiyon gösterme becerisi” olarak tanımlarken, ayrıca bu zekâ alanının yalnızca doğaya hitap eder türden bir zekâ alanı olmadığını,bunun aynı zamanda “psikolojik” bir yanının da olduğu görüşünü vurgulamaktadırlar.

   Özellikle, ekolojik zekânın, Gardner’ın (1999) ortaya attığı “doğa-doğacı zekâ” alanından farkı da, içinde barındırdığı “psikolojik” boyut olsa gerek. Buradaki “psikolojik” boyuttan kasıt, muhtemelen, insanların bilinçli olarak küresel çapta dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelenve bunun çevre ve insanlar üzerindeki etkilerine dikkat çekme ve tüm bu yaşananlara reaksiyon göstermedir. 


   Son yıllarda, özellikle “küresel iklim değişikliği” kavramı sıkça telaffuz edilir ve bunun etkilerinin insanları yakından olumsuz bir biçimde etkilediği ve bu olumsuz etkilere karşı bir takım öneriler geliştiriliyor olduğu (Kyoto protokolünün küresel anlamda imzalanması,sera gazlarının salınımının engellenmeye çalışılması, çevreye zarar verici nitelikteki maddelerin kullanılmasının yasaklanması, vb.) görülmektedir.

   İnsanların bilinçsizce doğayı kirletmesi, fabrikalardan çıkan ve ozon tabakasında sera etkisi yapan olumsuz eylemler dünyayı çok yakından etkilemektedir. Özellikle, son yıllarda ülkemizde kış mevsimlerinin bir hayli ılıman hatta sıcak geçiyor olması, yazların aşırıkurak geçmesi, bir takım haşaratların varlığındaki inanılmaz artış ve(ya) azalış, bazı canlı soylarının tükenme noktasına gelmesi ile kürersel çapta; kutuplardak i buzulların hızla erimeye başlaması ile önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde içinde pek çok büyük şehrin de bulunduğu (Londra, Amsterdam, New York, vb.) birtakım ülkelerin su altında kalmaya başlayacağının öngörülmesi, aşırı kuraklıkla birlikte su sıkıntılarının yaşanmaya başlaması, özellikle yaz aylarında ardı arkası kesilmek bitmeyen orman yangınları, vb. gibi pek çok “küresel” anlamda dünyayı ve neticesinde insanlığı olumsuz etkileyebilecek olan durumlar yaşamaktadır.

   Artan ekonomik rekâbetle ülkelerin, özellikle Çin gibi, ucuz hammadde kullanarak, olumsuz sağlık ve çevresel sorunları düşünmeksiniz üretilen eşya, mamul, vb. ürünlerin insanlığa ve aynı zamanda çevreye olumsuz pek çok etkisi meydana gelmektedir (Goleman,2009). Satın aldığımız pek çok ürünün kanserojen madde içermesi, bu ürünleri üreten işçilerin hiçe sayılarak karın tokluğuna çalıştırılıyor olması ve bu işçilerin sağlık durumlarının göz ardı edilmesi, elbette, gelinen noktada endişe verici niteliktedir.

   Ülkeler küresel rekâbet uğruna sera gazlarının atmosfere salınımına karşı hiçbir yaptırımda ve eylemde bulunmamaktadır. Bu bağlamda, ülkelerin dünyanınazalan enerji kaynaklarına alternatif olarak bazı arayışlara girdikleri, bunların ise doğaya ve sonucunda ise insanlığa olumsuz etkiler yapıyor olduğu açıktır.Atmosfer, ekolojik çevrenin sağlığı, vb. hiçe sayılarak,üretilen ürünlerin insanlarca pervasızca satın alınıyor oluşu ve bunların yine aynı pervasızlık içerisinde doğay asalınıyor ve(ya) atılıyor olması bizlere çok vahim bir tablo sunmaktadır. Özellikle son yıllarda bilim insanlarınca araştırılan yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının araştırılması ve kullanıma yönelik girişimlerinbu noktada, elbette, takdir edilmesi gerekir.

   Son yıllarda, özellikle büyük ölçekli ülkelerden ;Amerika Birleşik Devletlerinin aşırı üretimi ve yineaynı şekilde tüketimi ile artan kirlilik, İran, Hindistan, Pakistan gibi ülkelerin bilinçsizce nükleer silah denemeleri, Çin gibi ülkelerin ise insan sağlığını bozucu ve(ya) onu hiçe sayıcı nitelikte ucuz ürünler üreterek, bunları denetimsiz olarak pazarlamaya çalışması, küresel çapta dünyanın gerek ekolojik dengesini alt üst etmekte, gerekse de bunlar insan psikolojisini ve fizyolojisini bozucu nitelikte problemler yaratmaktadır.

   Dünyada küresel anlamda ortaya çıkan böylesi sorunlara yine küresel çapta reaksiyon göstermek gerekmektedir. Bu reaksiyon ise, ancak, ekolojik duyarlılığayani “ekolojik zekâ”ya sahip bireylerin yetiştirilmesiile mümkün olabilecektir. Böylesi problemlere göz yummayan, kendisinin de bir şeyler yapabileceği sorumluluğu ve rol algısına sahip bireylere gereksinim duyulmaktadır (McCallum, 2008). Bunun için, küresel ölçekte yapılanlara reaksiyon gösterebilecek ve tavır sergileyebilecek, yapılanları demokratik yollarla protesto edebilecek, neyin ekolojik dengeye uygun neyin uygun olmadığını kavrayıp eyleme geçebilecek, yeri geldiğinde insan ve çevre sağlığını bozucu materyal ve(ya) ürünleri demokratik yollarla protesto ve boykot edebilecek insanlara gereksinim bulunmaktadır(Goleman, 2009).

   Elbette, ekolojik zekâ “küresel” bir projeksiyonu da beraberinde getirmektedir. Kendi yaşadığı yere duyarlı olmak burada yetmemektedir.Ekolojik zekâya sahip olmak, küresel anlamda dünyada olup-biten her türlü ekolojik problem, olay vb. ile bularla ilişkili olarak insan psikolojisini bozan her türlü olaya da reaksiyon gösterebilmek anlamına gelmektedir. İnsanın yalnızca doğaya ilgi duyması, hayvanları beslemesi vb. (doğa-doğacı zekâda olduğu gibi) yetmemektedir. Küresel anlamda dünyanın herhangi bir ucunda meydana gelen ve dünyayı doğrudan ve(ya) dolaylı olarak etkileyebilecek olan her türlü duruma karşı hassas ve duyarlı olmak ve bu olumsuzluklara karşı reaktif olmak gerekmektedir.

   Hatta Goleman(2009), ekolojik zekâya sahip bireylerin ekolojiye zararlı olan ürünleri alma noktasında da duyarlı davranarak, bu ürünlerin ekolojiye zararlı olduğu kanaatini taşıyan bireylerin ilgili bu ürünleri boykot dahi ederek almadıklarını belirtmektedir. Zira, satın almayarak, tepki göstereceğimiz bu durum belki de pek çok şeyideğiştirecek ve üreticileri daha sağlıklı ve ekoloji dostu ürünler üretme noktasında zorlayacaktır. 


   Sonuç olarak, doğanın sağlıklı işleyişi, ona olumluya da olumsuz etki eden faktörleri anlamak ve bilmekve buna yönelik olarak tepki göstermek ve önlemleralma yolunda çaba göstermek “ekolojik zekâ” potansiyeline sahip bireylerin yapabileceği eylemlerdir. Doğayı sevmek tek başına yeterli olmamaktadır. Artık doğayı sevmek, onu yalnızca sevmesinin dışında,ona etki eden olumsuzlukları anlamak, tepki göstermek ve önlem almaktır. Günümüzde böylesi anlayışlara sahip “ekolojik zekâ”sı gelişmiş bireylere ihtiyaç bulunmaktadır.

   Genel anlamda, ekolojik zekâya sahip bireylerin sahip olması beklenen özellikler şu şekilde sıralanabilir:

Çevreye ve çevre problemlerine duyarlı olmakve gerekli önlemleri almak

• Küresel anlamda dünya ekolojisini ve ona olumsuz etki eden faktörlere reaksiyon göstermek

• Çevre problemlerine sebep olan ürün ve mallara karşı duyarlı olmak; bunları tanıyarak, gerektiğinde tepki göstererek, boykot etmek

• İnsanları ekolojik problemler hakkında bilgilendirmekve bilinçlendirmek

• Okullarda özellikle öğrencilerin “ekolojik okuryazar” olarak yetiştirilmesine katkı sağlamak

• Ekolojinin insan fizyolojisi ve insan psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak ve bunları olumsuz etkileyen faktörlere karşı duyarlı olmak, bu problemlerle baş etme yolları bilmek

• Ekoloji hakkında her türlü yayını okumak, dinlemek ve izlemek.


   Bireylerin “ekolojik okur-yazar” olarak yetiştirilmelerinde en önemli konum okula aittir. Geliştirilen eğitim programları içerisinde ekoloji konularının işlenmesi, özellikle örtük programda öğrencilere buanlayışın kazandırılması önemlidir. Öğrencilerin yakınçevrelerinden başlayarak, küresel anlamdaki ekolojik problemlere karşı duyarlılık kazanacakları bir biçimde eğitilmeleri, ileride dünyada meydana gelen herhangi bir olayın kendilerini yakından etkileyebileceğini kazandırması açısından önemli görülmektedir. Bu açıdan, özellikle, ekoloji ve doğa ile yakından ilgili dersler olan Fen ve Teknoloji, Biyoloji gibi derslerin yanında, Çevre kulübü gibi sosyal faaliyetler içerisinde öğrencilerin ekolojiye duyarlı bir biçimde eğitilmeleri gerekmektedir. Elbette, bunun yalnızca derslerde bir disiplinin öğretilmesi şeklinde olmaması, uygulama boyutuna daha fazla yer verilmesi gerekmektedir.

   Unutulmamalıdır ki, artık bugün dünyanın herhangibir noktasında meydana gelen ekolojik bir problemin ülkemizi, dolayısıyla insanlarımızı da yakından etkilemesi kaçınılmazdır. Bu amaçla, yetiştirilecek olan bireylerin üst düzey ekolojik duyarlılığa ve zekâya sahip olması gerekecektir.

   Sonuç olarak, çevre sorunlarının sıklıkla gündeme geldiği son yıllarda insanların dikkatlerinin ekolojik problemlere çekilmesi ve bunlara karşı reaksiyon göstermesi gerektiği gitgide önem kazanmakta ve taban bulmaktadır. Özellikle, son yıllarda ortaya çıkançevre örgütlerinin sayısının giderek artması buna güzelbir örnektir. Sayıları giderek artan çevre örgütlerinin üyelerinin bugün binlere hatta milyonlara ulaşmış olması, insanların çevreye, dolayısıyla ekolojiye yönelik olumlu ve haklı bir tavır sergiliyor olduklarının dagüzel bir biçimde ortaya koymaktadır. Ancak, ekolojik problemlerin sıklıkla gündeme geldiği günümüzde çevreye duyarlı, çevreyle barışık ve çevre sorunlarına karşı demokratik tepkisini ortaya koyabilen bireyleredaha fazla ihtiyaç bulunmaktadır. Bu bireylerin ekolojik okur-yazar olacak şekilde ve ekolojik zekâya sahip olabilecek bir biçimde yetiştirilmesi ise ancakok ullarda mümkündür.

   Elbette, okullarda yürütülen ekolojik eğitimin belli bir disiplinin öğretimi şeklinde değil, öğrencilerin gerçek anlamda küresel duyarlılığa sahip olabilecek bir biçimde uygulamalı olarak yetiştirilmesi şeklinde olması gerekmektedir. Ekolojikzekâ ile donanık bireylerin ise ekolojik problemlere duyarlı olması, gerektiğinde bu problemlere demokratik tepki göstermesi gerekmektedir.

   Günümüzde artık bireylerin yalnızca kendi çevresindeki ya da ülkesindeki ekolojik problemlere tepki göstermesi yetmemektedir. Bireylerin, dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen ekolojik problemlerin tüm dünyayı ve bu dünyada yaşayan tüm insanları olumsuz olarak etkileyebileceği bilincinde olması gerekmektedir. Bunun için, günümüzde öncelikli olanın ekolojik zekâya sahip bireylerin yetiştirilmesi ve bu bireylerin ekolojik problemlere duyarlı bir biçimde eğitilmesi gerekmektedir.



GÖKHAN BAŞ

Selçuk Üniversitesi Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı,

Eğitim Programları ve Öğretim Bilim Dalı

Doktora Öğrencisi

1 yorum:

ozgehan dedi ki...

internette surf yaparken bu yazıya denk geldim..
çok hoşuma gitti...

tebrik ederim